• Burak Berat GENÇ Her Gün Tok Karnına 3 Şehit! 12 Şubat 2016 Cuma berat_genc@yahoo.com.tr Burak Berat GENÇ
    Candan, canandan geçip bir fecr vaktinde yatağına değil 'memleketim' diye secdeye giden, sadece yaradanın huzurunda eğilen, adam aldırma geç git! diyemeyen, değil şehit haberine bir tek askerimizin, polisimizin, vatan diyen vatandaşımızın tırnağına zarar gelmesine, mazlumun hor görülmesine alıştırılamamış, alıştırılamayacak, hazmetmeyen hazmetmeyecek insanlar olarak, bu insanların hala var olduklarına inanarak, onlardan helallik alarak bir cahilin tükenmez kaleminden iki üç kelam etmek istiyorum. Dilim boyumdan uzundur, cehaletim yaşımdan büyük, kalemim ise kılıcım kadar keskin bu yüzden kimse kusura bakmaya...

       Öncelikle hatırlanması gerekir ki sadece yiğitlerimizin hattı müdafaası değil tüm vatanın Sath-ı müdafaasıdır içinde bulunduğumuz vaziyet. Bu yüzden herkesin imânla inkârın mücadelesini görerek, elini taşının altına koyması bileğinin yettiği kadar değil, yüreğinin yettiği kadar Türkü, Kürdü, Sağcısı, Solcusu, Kuzeylisi, Güneylisi, Alevisi, Sunnisi,vatan olmadan hiçbir şey olmayacağını bilerek bu baldan tatlı yükü sırtlaması gerekir. Unutulmamalıdır ki televizyon başında ayaklarını uzatıp tok karnına her gün 3 şehit değildir bu vatanın reçetesi. Aç karnına çanakkale ruhudur, imanıdır, inancıdır, birlikteliğidir, mücadelesidir, vatan sevgisidir. 


       Aklımızı dünyevi gereksiz onca şey meşgul ederken bu en mühim hatırlatmayı da yaptıktan sonra şimdiye geliyorum.


       Şöyle bir bakıyorum da gecenin bir vaktinde sıcacık yataklarımızda ne güzel uyuyoruz.


       İşin ilginç tarafı artık gündüz vakti de zihnen uyuyoruz yani günün her saatinde ne güzel uyutuluyoruz. Gözlerimizi o kadar kapatmışlar ki hiçbir şey görmüyoruz.


       Kapatmışlar diyorum çünkü bizim bu kadar vicdansız bir millet olmamıza başka izah bulamıyorum. Bizim kanımızda bu kadar kansızlık olmasını başka bir şeye yormak istemiyorum. 'Canı, cânanı bütün varımı alsın da Hüda' ruhundan koltuğum, menfaatim, keyfim, işim, eşim, aşım kalsın da ruhuna ne ara geldiğimizi anlayamıyorum.


       Utanıyorum, susuyorum, anlatamıyorum.


       1 dakikayı bulmayan şehit haberlerine isyan ederken, şimdi bırak haberi bir alt yazıyla geçiştirilen bir ülkeye dönmeyi sindiremiyorum. Artık sözlükte sözcük bırakmadıkları için bu hâli anlatacak bir şey bulamıyorum. 'Vatan ateşler içinde yanarken ben evimde çay içemem' diyen şehit uzman çavuşun yüreğini hatırlayarak sağır olmuş kulaklara, unutulmuş sıfatlara, bakılmayacak suratlara seslenmek, bağırmak, çağırmak, haykırmak istiyorum.


       Yeter efendiler yeter!


       Şu tabutun başında cennet yüzlü, nurdan çocukların Kevseri andıran yaşlarını içinizde dert edinip ne zaman boğulacaksınız?


       Bu yılları hebâ olan ama bir saniye bile pişmanlık duymayan yiğitlere ne zaman sahip çıkacaksınız?


       Devletimizin üniversitesinde eğitip, yurdunda barındırıp, yemekhanesinde besleyip sonra dağda kaç eğitimli kurşun sıktıracaksınız, şehirlerde kaç pırıl pırıl yiğite kıydıracaksınız? Devlet kurumlarında