• Ali TOPALOĞLU Tarih Tekerrürden İbarettir 25 Ağustos 2016 Perşembe atopaloglu27@gmail.com Ali TOPALOĞLU
    Değerli dostlar!

    Bu gün İslam tarihinin unutulmaz destanlarından biri olan Mute Savaşından bahsedelim istiyorum,

     

    Mute coğrafi olarak Kudüs'e yakin bir mahal'dir. Efendimiz (sav)'in Busra (şimdiki Havran) emirine gönderdiği elçinin katledilmesi üzerine bilmukabele hareket etmek zarureti üzerine gerçekleşmiş bir seferdir.

     

    Bunu şöyle güncelleyelim. Demek ki Müslüman’a yapılan bir saldırı ve taciz, karşılık verme hakkı veriyormuş Müslüman’a.

     

    Mute savaşı, İslâm devletinin Medine'de kurulmasından sonra Müslümanlarla Rumlar arasında yapılan ilk savaş. Hz. Peygamber, Ashabtan Hâris b. Umeyr (r.a)'i Busra (Havran) Emiri Surahbil b. Amr el-Gassânî'ye İslâm’a davet mektubunu sunmak üzere yollamış, ama bu sahabi Gassaniler tarafından şehid edilmişti. Halbuki; "elçiye zeval yoktur" anlayışı gereğince düşman ülkeler bile birbirlerinin elçilerine dokunmazlardı. Hz. Peygamber, ashabına çok düşkündü, onlardan birinin başına bir sıkıntı geldi mi ondan çok rahatsız olurdu. Bu sebeple ashabından birinin küstahça öldürülüşüne seyirci kalamazdı. Efendimiz (sav) hemen 3000 kişilik bir kuvvet hazırlayıp başına Zeyd b. Hârise (ra)'yi geçirdi. Bu küçük orduyu uğurlarken, düşmanın önce İslam’a da'vet edilmesini ve kabul etmedikleri takdirde cizyeye de razı olmazsa İslâm elçisini öldüren bu cânilerle savaşılacaktı. Devamında harb edilmesini emredip şunları buyurdu: 
    «Sayet Zeyd b. Hârise şehid olursa yerine Ca'fer bin Ebu Tâlib ve o da şehid olursa yerine Abdullah bin Revaha kumandan olsun, o da şehid olursa ehl-i İslam içlerinden birini seçsin»

     

    Burada bir noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakın önce davet ve teklif var, hemen bir saldırı, topyekun bir kıyım yok asla. Ardından da Efendimiz (sav), askerine emir komuta zincirine riayeti öğretiyor. Ölürsek ŞEHİD kalırsak GAZİ olma şuuruyla yola çıkıyor Müslümanlar.

     

    İslam askerinin karsısına, Bizans kuvvetlerinin de katılmasıyla 100.000 kişilik bir ordunun çıktığı yukarıda geçen üç Sahabe-i Kiram Efendilerimizin (ra) sırasıyla şehid olduğu bu harbte son olarak Hz. Halid bin Velid (ra) sancağı eline almış o gün aksama kadar harbe devam etmiştir. Sabahleyin yeni bir hücumla düşmanı bozan ve bir hayli zayiat verdiren İslam askeri salimen Medine'ye döner.

     

    Demek ki Müslüman’ca duruşun karşısında sayısal üstünlüğün hiçbir anlamı yokmuş.

     

    Halid b. Velid gibi yüksek askerî bir deha ve üstün strateji bilgisine sahip bir kimse de bu savaşa bir nefer olarak katılmıştır. H.8/M.629 yılında İslâm ordusu Medine'den çıkıp Mûte'ye ulaştığında karsılarında Bizans’ın desteğinde Hıristiyan Araplardan oluşan 100.000 kişilik bir ordu bulmuşlardı. İslâm ordusunun kumandanları meseleyi tartıştılar; geri dönmek, Hz. Peygamber'e haberci yollamak hususlarını görüştüler. Ancak savaş görüsü ağır basmış ve iki ordu karsılaşmıştı. Zeyd. b. Hârise (r.a) sehit düşünce, sancağı, Cafer aldı. Ca'fer'in sağ eli kesildi; bu sefer sancağı sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince sancağı yine bırakmadı; kesik iki elinin kalan kısımlarıyla sıkıştırarak göğsü arasında tuttu. Nihayet o da sehid düştü. Bundan sonra sevgili Peygamberimizin emrine uyularak sancağı, Sahabenin şâirlerinden Abdullah b. Revâha aldı; o da şiirler söyleyerek harbetti ve şehâdet şerbetini içti. İste bu sırada askerde genel bir çöküntü doğmak üzereydi ki, askerin hemen hepsinin isteği üzerine Hâlid b. Velid kumandayı ve sancağı eline aldı. O gün aksama kadar savaş yapıldıktan sonra Halid, ertesi sabaha kadar sağ kanatta bulunan Müslüman askerleri sol kanada, sol kanattakileri sağ kanada, arkadakileri öne ve öndekileri arkaya alarak yerlerinde değişiklik yaptı. Böylece düşmana yeni destek kuvvetleri geliyormuş izlenimini vermek istiyordu. Bir yandan da İslâm ordusunu kesin hezimete uğramaktan ve bütünüyle kılıçtan geçirilmekten korumak için yavaş yavaş geriye çekiliyordu. Hatta ric'atten evvelki bir hücumunda Hâlid, düşmana bir hayli kayıp verdirmiş ve bol ganimet de elde etmişti. İşte bu şekilde İslâm ordusunu Medine'ye sağ-salim geri getirdi. Peygamber Efendimiz bu savası Medine'de, olduğu gibi görmüş ve her safhasını minberden Müslümanlara anlatmıştı. Sıra ile kumandanların şahadetini anlattıktan sonra sıra Hâlid'e gelince "En sonunda sancağı Allah’ın kılıçlarından bir kılıç aldı " buyurmuş ve bundan sonra Halid b. Velid'e "Seyfullah" lakabı verilmişti. Hâlid b. Velid diyor ki: "Mûte Savaşında elimde dokuz kılıç parçalandı." Bu ifadeden Mûte Savaşının ne kadar şiddetli geçtiğini anlıyoruz.

     

    Burada da bir hususa dikkatinizi çekeyim. Bakın Müslüman’da enaniyetten eser yoktur.  Halid b. Velid gibi bir savaş dehası ordunun içinde bir nefer ve bunu asla bir sorun haline getirip Müslümanlar arasında tefrikaya sebep olmamıştır.

     

    Bu savaşa katılmış bulunan Abdullah b. Ömer diyor ki: "Mute günü ben Ca'fer'i Şehid edilmiş olarak gördüm. Onun vücudunda süngü ve kılıç darbesiyle elli yara saydım. Bu elli yaradan hiç biri arkasında değildi. "Bundan Ca'fer b. Ebu Talib'in ne kadar korkusuzca ve sanki arkasına hiç dönmeden düşmanla savaşmış olduğu anlaşılmaktadır. Ca'fer şehit olduktan sonra "Ca'fer-i Tayyar: Uçan Ca'fer" diye anılmıştır. Allah yolunda kesilen iki koluna karşılık Cenab-i hak ona iki kanat ihsan etmiştir ki, bu; onun mânen yüce mertebelere eriştirildiğine işarettir denilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s), bütün ashabını ayırdetmeksizin çok severdi. Bu üç şehid kumandanı ve Habeşistan muhacirlerinden amcasının oğlu ve damadı olan Hz. Ali’nin ağabeyi olan Ca'fer'i de çok severdi. Bir süre, şehitlerin ardından ağladı. Bu; sevgi, şefkat, merhametin eseri olan ağlamaktı, yoksa feryat değildi. Nitekim feryat tarzındaki ağlama haberleri kendisine ulaşınca böyle ağlamaktan Müslümanları yasakladı.

     

    Hulasa değerli dostlar, Küfür tek millettir.

     

    Buna karşılık bugün adı ne olursa olsun, Müslümanlarla mücadele içinde olan her kim varsa O tek milletin şubelerinden başka bir şey değildir.

     

    Bize düşense O tek Milletin karşısında ÜMMET olabilmektir.

     

    Bugün verdiğimiz bütün mücadelenin, Ülkemize ve Milletimize yapılan her türlü saldırı ve tacizin altında batının bizi böyle görmesinden başka bir neden yoktur.

     

    Ah keşke düşündükleri gibi olabilsek. Tek Devlet, Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan…

     

    Bu uğurda, özellikle yukarıda bahsettiğim Mute Destanı, toplanıp üzerimize gelen bütün zalimler, kafirler, münafıklarla mücadele yolunda sayısal azlığımızın hiçbir kıymetinin olmadığını ve zaferin inanların olacağının bir ispatı ve tarihi vesikası olarak karşımızdadır.

     

    Allah ordumuzu muzaffer, kılıcımızı keskin eylesin.

     

     

    Vesselam…      

4 0
150,875 kez okundu
4
0

YORUMLAR

0 Yorum

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan gazihaber sorumlu tutulamaz.

YORUM YAZ

Ad soyad Mail Adresi Yorumunuz
Kardeş Siteler
  • resim
  • resim
  • resim
  • resim
  • resim
  • resim
  • resim
BİZİ TAKİP EDİN
  • sosyal
  • sosyal
  • sosyal
  • sosyal
  • sosyal
Gazihaber yayın grubu. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve aktif linkle kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Gazihaber.com Copyright 2011 / 2017 Video İzle - Sözleşmeli Haber - Esnaf Arama - Gaziantep Uyducu - Gümüşhane Haber - İslahiye Haber - Gaziantep Haber -